CERABLUS; NE SURİYE, NE TÜRKİYE…

Bir kent düşünün; resmi olarak içinde yer aldığı ülkenin kontrolünde değil. Bunun yerine komşu ülke o kenti vekaletle yönetiyor. Vekalet verdiği yönetici kesim, o kentin içinde yer aldığı ülke yönetimine muhalif olanlar. Sınır kapısının denetimi, yapılan yardımın ve ticaretin kontrolü komşu ülkenin elinde. Güvenlik görevlilerinin maaşlarını komşu ülke ödüyor, onların üniforma, silah ve techizatlarını bu ülke sağlıyor.

Resmi tabelalar çift dilli, hem o ülkede konuşulan, hem de komşu ülkenin o ülkede pek de konuşulmayan dilinde. Denetim yerel muhaliflerde gözükse de askerinden jandarmasına, istihbaratçısından, yardım görevlisine, komşu ülkedeki birçok kilit kurumun temsilcisini orada görmek mümkün. Cerablus’tan basediyoruz. 17 ay önce Fırat Kalkanı harekatıyla birlikte IŞİD’in elinden alınan Suriye kentinden. Bu haliyle ne Suriye, ne Türkiye, hiçbir yere ait olmayan bir kentten…

Burası Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde elinde tuttuğu yaklaşık 2.000 kilometrekarelik alanda Türkiye sınırına en yakın büyük yerleşim. Gaziantep’in Karkamış ilçesinin hemen karşısında. Sınırı yürüyerek geçebilseniz, bu yolculuk iki merkez arasında sadece dakikalar sürer. Fırat Kalkanı harekatının bilinen iki amacı vardı. Birincisi, sınırın yanıbaşındaki IŞİD militanlarını süpürmek, bir diğeri Kuzey Suriye’deki Kürt kantonlarının birleşmesini engellemek. Bunlarla birlikte Türkiye önerdiği ‘tampon bölge’ projesini hayata geçirip, Suriye’de çatışmadan uzak güvenli bölgeler yaratıp göçün tersine çevrilebileceğini de göstermek istedi. Bu yüzden Cerablus’a birçok farklı alanda çok yatırım yapıldı ve yapılıyor. Ancak çatışmalar kesilse de bölgede hala devam eden ekonomik yetersizlik, altyapı sorunları ve geleceğin belirsiz olması Türkiye’ye yerleşen kalabalık nüfusun geri dönmesi önünde büyük engel. 


Hastane, okul, adliye binası, yetimhane… Çok sayıda basın mensubu Türkiye’nin Cerablus’a kimi merkezi yönetim, kimi belediyeler eliyle yaptığı yardım ve yatırımların yerinde gösterilmesi için düzenlenen kısa bir sınır ötesi geziye davet edildi. Yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekiciydi. Dış güvenliği, yani kalabalık heyetin girip çıktığı sokakların başını Türkiye’nin eğittiği yerel polis ve asker gücü, iç halkanın güvenliğini sınır kapısında heyete dahil olan tam techizatlı komando ve jandarmalar sağlıyordu. Bölge uzun süredir sessiz olsa da sokaklarda kimin kim olduğu hala tam olarak bilinemiyor.

Türkiye aslında açıkça ilan edilmese de Cerablus’ta bir modelin denemesini yapıyor. Kısa bir süre öncesine kadar, aralarında cihatçı bazı örgütlerin de bulunduğu, silahlı muhalif örgütler safında dağınık halde savaşan milisler Fırat Kalkanı harekatında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetiminde Türkiye sınırından bölgeye sokulmuş ve denetim onlarla paylaşılmıştı. Onlara üniforma giydirildi, techizat ve araç sağlandı ve mümkün olabildiği kadar ‘düzenli’ bir kuvvet gibi davranma ve gözükmelerine çalışıldı. Maaşları Türkiye’den gidiyor, eğitimleri Türkiye’den alıyorlar. Türkiye’de alışık olduğumuz polis araçları kum rengine boyanarak üzerlerine arapça yazılar giydirilerek yerel polisin kullanımına sokulmuş. Eski çevik kuvvet kaskları motorlu polislere giydirilmiş, eski yeşil jandarma bereleri türlü şekillerde yerel güvelik güçlerinin kafalarında. Bir yanda Kahramanmaraş Belediyesi’ne ait bir silindir, bir okulun bahçesinde Gaziantep Şahinbey Belediyesi yazılı bir bank. 

Bölgeye yardım akıyor, yatırım kanalize edilmiş durumda ancak yardımın dağıtımında aksaklıklar var. Savaşta eşini kaybeden 5 çocuk annesi Fatma yanımıza geliyor: ‘Yardım geliyor gelmesine, ancak burada dağılıp bitiyor. Biz köyde yaşıyoruz, bize ulaşan hiçbir şey yok’ diyor. Onu duyan bir başka köyün muhtarı da söz alıyor ve Türkiye’den yollanan yardımın yerel yönetim tarafından adil dağıtılmadığını söylüyor. Temel sorun ekonominin hala savaş ekonomisi olması, yani ticaret ve ‘güvenlik’ sektörü dışında gelir getiren bir istihdam alanı yok denecek kadar az. Elektrik ve su kentte ve çevresinde hala büyük bir sorun. Yardımlar nüfusun belli bir bölümüne ulaşıyor ve yetiyor. Sürdürülebilir bir ekonomik döngünün kurulamaması, Türkiye’ye yerleşenlerin geri dönüşü önündeki engellerden. Ne de olsa gidenler arasında, geçen yıllar içinde Türkiye’de işinin kuranlar ya da işe girenler de var. Bu nedenle binbir çabayla inşa ettikleri geleceklerini terk edip yokluk içindeki bölgelere gitmeyi tercih etmiyorlar. Resmi rakamlara göre bugüne kadar 55.000 kişi Suriye’de evine geri döndü. Bu, sadece Türkiye’de 3 milyondan fazla Suriyeli’nin bulunduğu gözönüne alınınca oldukça düşük bir sayı.

Bir diğer önemli faktör bölgedeki siyasi belirsizlik. Türkiye’nin desteklediği unsurlar Şam yönetimine muhalif olanlar. Suriye ordusu ile çatışanlar ve onların aileleri.  Pekçok kişi buranın daha uzun yıllar Türkiye’nin kontrolünde kalmayacağını biliyor. Türkiye bögeden çıktığında yerine kimin geleceğini, ve savaştaki tutumlarından ötürü bir yaptırıma uğrayıp uğramayacaklarını bilmiyorlar. Sokakta konuştuklarımıza ‘akrabalarınızı çağırıyor musunuz?’ diye sorduğumuzda çoğu kişi ‘durum tam olarak netlik kazanmadan kimseyi geri çağırmadıklarını’ söyledi.

Suriye’de Türkiye’nin denetimindeki alanda Türkiye’den akan kaynakla sürdürülen hibrit bir yönetim söz konusu ancak bunun ne kadar bu şekilde sürdürülebileceği belirsiz ve Rusya, İran, Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilere bakınca da Şam yönetiminin itirazlarına rağmen uzun süre boyunca bu dengeyi sürdürmek güç gözüküyor. Sonrasında ne olacağına ilişkin ise tarafların kendi projesi olsa da bunun kusursuz bir uzlaşıya dönüşmesi çok mümkün gözükmüyor. Bölge halkı ise böylesi bir belirsizliğin farkında ve diken üzerinde, süreci seyrediyor.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir