L’Atmosphere ve Afganistan’daki Kirli Satranç Oyunu

Picture


İlk görüşte sıradan bir sokak, otomobilin farlarının aydınlığında toz sütünları arasında ilerliyoruz bozuk yola bata çıka. Kabil’de ana caddeler dışındaki hiçbir sokakta asfalt yok. Sokağın ortasında Afgan başkentinin yollarını dolduran zırhlı Toyota ve Chevrolet jipler parketmiş sağlı sollu.  Araçtan inip, kum torbalı mevzinin önünde dikilen kaleşnikoflu iki nöbetçiye doğru ilerliyoruz. Bizi hızlıca süzüp demir kapının önünü açıyorlar. Çaldığımız kapının diğer tarafında konuşmalar var ancak kilit bir süre açılmıyor. Kapının üst kısmındaki sürgülü kapak açılıyor sonra. Birkez daha süzüyorlar ve ardından kapı açılıyor. Bu kez iki batılı koruma çıkıyor karşımıza. Didik didik aranıyoruz. “Eğer üzerinizde silah yoksa içeride size verebiliriz” diye soğuk bir şaka yapıyor kuzey aksanlı bir ingilizceyle. Sonra bir demir kapı daha. Buradaki Afgan görevli bir avluya açılan merdivenlere yönlendiriyor bizi.

Avlunun ucunda Kabil bitiyor. Boş bir havuza konan varilde yakılan ateşin etrafında toplanmış “lejyonerler” ellerinde bira kutularıyla salınıyorlar. Kabil’in bilinen tek barı L’Atmosphere’deyiz. İçerisi BM, NATO ve muhtemelen CIA, MI6, BND “çalışanları”yla dolu. Yegane Afganlar barın sahibi ve garsonlar. Peki nasıl oluyor da bütün gün bir saldırı düzenlemek için bu adamların konvoylarının peşinden giden, binalarını izleyen ve uygun olan yerde en akla gelmeyecek yöntemleri kullanarak saldıran taliban ve el-kaide, burayı nasıl bulamıyor? Yanıt basit, herkesin rüşvet alıp verdiği Afganistan’da radikal örgütler bile bu çarkın içinde. Bir avuç nöbetçinin koruduğu ortalık yerdeki bir binanın içinde 50-60 Batılı buz gibi “haram” biraları yuvarlıyor birbiri ardına. Daha sonra zırhlı 4 çekerlerine binerek kale gibi korunan kamplarına, üslerine, ikametgahlarına dönüyorlar. Sabah intihar bombacılarıyla kovalamacaları yeniden başlayacak.

L’Atmosphere’deki sahne Afganistan’daki kirli oyunun bir özeti. Bu manzara karşısında günlerdir dinlediğimiz “off the record” anektodlar sıralanıyor akılda. “Taliban’ın CIA güdümündeki kolu”, “İngilizlerin yönettiği uyuşturucu ticareti”, “Alman ve Fransızların değerli maden ticareti”, “Afgan polisine verilen gece görüş dürbünlerinin Taliban’da ele geçirilmesi”, “İtalyan askerlerinin öldüğü saldırıdan sonra ‘nedense’ Amerikalılar ve İtalyanlar arasında yaşanan soğukluk”. Ardından bir “dystopia”dan fırlamışçasına manzaralar sıralanıyor gözümün önünde. 5 Milyonluk Kabil şehrinin manzaraları. Çamurdan evler, toprak yollar,

sokaktan akan kanalizasyon, mayının aldığı bacağının yerine tahta sopayı koyan genç erkekler, doğum yapmaktan, gıdasızlıktan, hastalıktan ölmeyi bekleyen 40 yaşında kadınlar. Ve modern zamanın azgın canavarlarını andıran dev zırhlı araçların peşinde çıplak ayaklarıyla, 1 dolar dilenen elleri havada koşan çocuklar. Açlığın, sefaletin, salgın hastalığın yanından umarsızca ilerliyor en gelişmiş teknolojiyle donatılmış savaş makinaları. Bir anlık dalgınlığın cezasının ölüm olduğu kapıların ardında milyarlarca dolar değerinde yüzlerce helikopter, tank, jip, ve kamyon biriktirilmiş bekliyor. 42 milletten onbinlerce asker 9 yıldır buradaki savaşı kazanamıyor, kazanmıyor. Afgan halkının 30 yıllık çilesi bitmek bilmiyor.

Ocak 2010

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir